Son yıllarda ABD ve İsrail’in İran üzerindeki askeri ve istihbarat operasyonları, Ortadoğu’da birtakım önemli gelişmelere yol açtı. Bu operasyonların arkasındaki nedenler, bölgedeki güç dengeleri, uluslararası ilişkiler ve müzakerelerle iç içe geçmiş durumda. Iran, nükleer programları ve bölgedeki siyasi etkisi nedeniyle hem ABD hem de İsrail için kritik öneme sahip. Ancak bu askeri ve diplomatik mücadeleye nasıl gelindiği, hangi adımların atıldığı ve gelecekte neler olabileceği, karmaşık bir tablo sunuyor.
1980’lerin sonlarından itibaren, İran’ın nükleer programı Batı ülkeleri tarafından dikkatle izlenmeye başlandı. 2000’li yıllara gelindiğinde, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum üretimi, endişelerin artmasına neden oldu. 2006'dan itibaren, ABD ve İsrail’in bu konuda daha agresif bir tutum sergilemesi, askeri seçeneklerin masaya gelmesini sağladı. Bu süreçte iki ülke arasında istihbarat işbirliği gelişti ve çeşitli askeri tatbikatlar gerçekleştirildi. 2015’te imzalanan İran Nükleer Anlaşması, derin bir nefes aldırsa da, 2018'de ABD'nin anlaşmadan çekilmesiyle birlikte yeniden gergin bir sürece girildi.
Son zamanlarda, ABD ve İsrail, İran’ın askeri varlığını ortadan kaldırmak ve nükleer silah kapasitesini sınırlamak amacıyla çeşitli operasyonlar gerçekleştirdi. Bu operasyonlar, siber saldırılardan askeri müdahalelere kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. 2021'de başlayan Biden yönetimi, diplomatik yolları desteklese de, İran’ın nükleer çalışmaları konusunda kendine özgü bir yaklaşım benimsedi. Bu bağlamda, İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü operasyonlar, özellikle Kudüs’te bulunan askeri üsleri hedef alarak geniş bir etki yarattı.
Her iki ülke de, İran’ın bölgedeki etkisini sınırlamak ve müttefiklerine destek vermek adına ortak tatbikatlar düzenliyor. Ortak askeri stratejilerin geliştirilmesi, İran’a karşı caydırıcılık yaratmayı amaçlıyor. Ayrıca, bu operasyonlar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölgesel müttefiklerle işbirliğini de güçlendiriyor. Ancak, bu durum İran tarafından sert tepkilerle karşılanıyor. İran, kendi savunma dostu olarak çeşitli yanıtlar geliştiriyor ve bölgedeki güç dengesini değiştirmek için adımlar atıyor.
Bütün bu gelişmeler, diplomatik kanallarla ilişkilerin devam edip etmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor. Hükûmetler arası görüşmeler, birçok engelle karşılaşmakla birlikte, gelecekte müzakerelerin devam etmesi yönünde bir umudun var olduğunu gösteriyor. Ancak bu görüşmelerin başarısı, iki tarafın karşılıklı çıkarlarını gözetmesine bağlı ve bu durum oldukça karmaşık bir denge gerektiriyor.
Sonuç olarak, ABD ve İsrail'in İran’a yönelik operasyonları ve bunun bölgedeki etkileri, çok boyutlu bir meseledir. Gelecekteki gelişmeler, uluslararası dengeyi de önemli ölçüde etkileyecektir. Bunu başarmak için diplomatik yollar, askeri müdahaleler kadar önemli olacaktır. Öyle görünüyor ki, Ortadoğu’da krizin devam edeceği bir dönemden geçiyoruz ve bu, muhtemel diyalog sürecinin devam edip etmeyeceği ile doğrudan bağlantılı olacaktır.